BUGÜN BENİM DOĞUMGÜNÜM

Bugün Lina'nın 3. yaş günü. (Çok mutlu görünüyorsun aşkım)
Daha dün gibi, uykusuz bir gecenin erken sabah saatleriydi, tam da "yaramaz kediye"yakışırcasına :)
Cihangir Bey'in gece 03:00 sularında "doğum başlamış, hadi hastaneye" demesiyle telefonumuza (adamı uykusundan uyandırdığımız ve uyku sersemiyle belkide yanılıyordur diyordum içimden), yolunu tutttuk hastanenin.
Bir ara Arzu'nun bağlı olduğu cihazdan, Lina'nın kalp atışlarının ortalamasının 45 lerde seyrettiği anı hatırlıyorum, normalde 70 civarında olması gerekirken! Yine de doktorumuz bizi rahatlatıcı ama uyumaklı :) tavırlarla herşeyin kontrolü altında olduğunu hissettiriyordu.
Çünkü biz Lina'nı her şeyde olduğu gibi, dünya ya da gelme zamanını kendisinin seçmesini istiyor, normal doğum bekliyorduk. Son bir denemeye de cevap vermez ise, artık onu biz alırız merak etmeyin demesi, açıkcası bizi endişelendirmişti.
Yaramaz kedi'nin kalp atışları yine normale yaklaşıp, hayata gözlerini açmadan önceki son aksiyonu nu da bize yaşattıktan sonra, "hadi sen de şunları giyersen iyi olur" diyerek uzattığı o turkuaz renkli önlük ve boneyi takıp ameliyathaneye elimde camera ile girdiğimi hatırlıyorum.
Rahat bir doğum olmuştu, 07:00 gibi girdiğimiz doğumhane de 07:20 sularında ağlayan bir bebek sesiyle gülücükler bir birine karışmıştı. 3,125 kg lık bir insancık, temiz akça pakça ve saçsız :) Hiç unutamayacağım bir an ise, Doktor Cihangir Çakıcı'nın "Al şu makası da küfrederlerse kızının ebesine, benim bir alakam olmasın seni ilgilendirsin" diye esprili ve gülümser bir tavırla Lina'nın göbek kordonunu kesmemi istemesiydi. Ben de onu bu itham olasılığından kurtardım tabi :)
Hemşirelerin yenidoğan servisindeki Lina'yı bezleyip ilk kıyafetlerini giydirmelerini, o nun yüzüstü beyaz bezi ve çorapları ile o şeffaf tekerlekli ünitede yatışını nedendir bilmem ama bu sahne hep zihnimde ve keyifle hatırlamaktayım. Annesiyle ilk buluşması, bizi odada bekleyip yalnız bırakmayan Havva Abla, kutlama mesajları, gelenler-gidenler... Her şey çok keyifli ve güzeldi. Bu duyguları yaşattığın için bir kez daha teşekkürler yaramaz kedicik.
Zaman ne kadar da çabuk geçmiş.
Yaşlandığımızı Lina'nın artık olmayan kıyafetlerinden, ayakkabılarından anlıyoruz. İşten geldiğimde yemek masasının üzerine koyduğum cüzdanımı bir defasında Lina'nın elinde gördüğümde, "nasıl yani artık oraya kadar uzanabiliyor musun sen kız" deyişimi, Televizyonun önüne geçtiğinde artık görüşümü engellediğini de biraz gurur biraz da yaşlanıyor olmanın tuhaf burukluğuyla karşılıyorum.

0 Comments:
Post a Comment
<< Home