Friday, November 10, 2006

MAMA


Lina'yı artık yuvadan tek başıma alıp sonra da Arzu'yu almaya gidiyoruz.
Benim çalışma saatlerim, yaz saati uygulamasının sona ermesi münasebetiyle yarım saat
öne çekildiğinden, karanlık kış akşamlarında "Tiger Baba" sını bekleyen Piglet için bu iyi bir haber hiç kuşkusuz.

Alınca Lina'yı, akşam trafiğinde özellikle Hoşdere'den Çetinemeç'e geçene kadar hayli kaynatıyoruz arabada :)
Genelde pek anlatmayı sevmiyor gün içinde yaptıklarını yuvada ama yine de anlattıkları kadarı ile epeyce eğlendiğim bir gerçek.

Sınıflarında Marhaz adında bir arkadaşı var, ismini ilk telaffuz ettiğinde sanıyorum yanlış yada tam hatırlamadığını zannederek, ismin gerçekten de Marhaz olabileceğine pek te ihtimal vermemiştik ama, yardımcı öğretmeninin ağzından duyduğumuzda Arzu ile göz göze gelip gülümsediğimizi hatırlıyorum :)

Anlatacağım Marhaz değil, Zoye.
Zoye adında da bir arkadaşından bahsediyor kedi. Tabi biz artık, kızın adının Zoye olduğunu yaşadığımız Marhaz tecrübesinden sonra koşulsuz kabul etmiş durumdayız.
Galiba (emin olmamakla birlikte) yabancı uyruklu bir çiftin çocuğu diye varsayarak Lina'dan Zoye muhabbetlerini dinliyoruz.

Yine bir yuva çıkışı muhabbetimizde Lina;
-Baba, biliyor musun? Zoye annesine "mama" diyor,
ya hiç anneye mama denir mi? çok komik yaaa, ha ha haaa :)

Ben de çok güldüm bu işe.
Evet Lina'cım Zoye annesini çok seviyor galiba, söyle de yemeye kalkışmasın oldu mu?
diye espriyi zorladım ama umarım yanlış bir cevap olmamıştır kedi için :)

Şu sıralarİngilizce öğrenmeye başladılar, sanıyorum kısa süre sonra Anne kelimesinin diğer lisan karşılıklarını da öğrendiklerinde benim zekii çimcimemin jetonu düşecektir :)

...

Lina bazan çok sırnaşır, boşuna kedi demiyorum hani.
Kendisi bu kedi muhabbetine bozuluyor da hatta.
Annesine, keyfi kaçıkken;
-Aaaanneeee, babam bana kedi diyooo...

diye az şikayet etmiyor desem yeridir.
Keyfi yerinde olduğunda da;
- Miyavv, miyavv

diye gamzelerini göstererek kabullendiğini gösterdiği de olmadı değil.

Yine huysuz ve sırnaşık olduğu bir akşam da evde,
mutfaktan seslendi annemiz;
-Yemek hazııııııır, hadi mutfağa.

Kedi ile salonda ya Barbi-Rapunzel CD sini 143. kez izlemekteyiz ya da
"gelin bebek"i ni sallıyoruzdur Arzu'nun güzelim ipeksi fularının içinde :)
Tabi yine Lina mız mız edip gelmek istemedi mutfağa, yemek yemiyecem vs...mız mız
o sıralar biz de biraz daha rahat bırakalım, acıkana kadar dokunmayalım, nasıl olsa kendisi gelir ister birşeyler modunu tutturmaya çalışıyoruz kendimizce :) (hiç tutmadı ya, hey gidi)

-Tamam kızım, ben gideyim o zaman, çooook acıktım
dedim.
-Olmaz baba.
-Lina çooook acıktım, ben yemek yemek istiyorum ama vs...

bir dolu aç kalan insanların güçsüz, kısa boylu ve arkadaşları arasında bebek muamelesi göreceği hikayelerinden sonra dönüp bana;
-Hadi, hadi, hadiiii

diye gitmeme müsade etmesi, ne derece yazmakla anlatılır o sahne?
Çok keyifliydi.

YAĞIZ'IN KULAKLARI


Yine olağan bir gün bitimine yakın Kediyi almaya gidecektim yuvaya...
Gün içinde gayet güneşli ve sakin olan hava,
İş çıkışıma yakın bulutlandı hatta kurşuni renk hafif hafif kararıp kapanmaya başladı.
Zaten park yeri olmayan yuva binasının tek taraflı parketmiş arabalarıyla bir aracın sadece geçebileceği kadar daralmış Ahmetrasim sokağa geldiğimde, arabanın camına tek tük damlalar düşmeye başlamıştı bile...
Koşar adımlarala ıslanacağım tedirginliği ile yuvaya yöneldiğimde, Lina'nın getirilmesi için yardımcı ögretmenleri seslenivermişti bile benim silüetimi kapda gördüklerinde...
Başka veliler de aynı telaşe ve soluklanmayla çocuklarının atkısını bağlayıp, kapşonunu kapatmaya çalışıyorlardı.
Derken Lina üst katta "baba" diye seslenerek şımarık tavırlarla göründü. Şimşek flaşlarının ışığı altında Lina ve diğer çocuklar korkmasın diye de veli ve öğretenlerin dışarıdaki havayı umursamaz ve güleç tavırları gözden kaçacak gibi değildi hani :)
Neyse uzatmadan, Yağız ve Lina aynı zaman da hazırlanıp soğuğa çıkacak duruma geldiler. Yağız'lar bir kaç adım daha önde "iyi akşamlar" vedalarıyla rüzgarlı, ıslak, gürültülü hatta flaşlı :) bir akşamın soğuk saatlerinde yuvadan fırladılar, bizde hemen peşlerinden.
Lina;
- "Yağız, Yağızzz, Yağızzzzz" diye bağırdı ama
Yağız, beresinin yada kaşkolunun etkisiyle belki duymadı,
Belki de pufidik anorak montunun kalınlığı ile, esnemeye müsade etmeyen kıyafeti sebebiyle
Dönüp de bize "bakmadı, bakamadı? "
Lina hafif bozularak, döndü bana
-"Baba, Yağızın kulakları yok galiba"
diye espriyi patlattı :))
Bende dururmuyum, sündürdüm tabi kopana kadar bu muhabbeti,
-Kedi'cim belki Yağız bu gün kulaklarını evde unutmuştur,
yarın bir bakar mısın, kulaklarını tekrar evden getirmiş mi?
...
Ertesi gün sorduğunu söyledi,
Getirmiş mi? peki dediğimde,
Gözlerime ürkek ve anlaşılmaz bir duyguyla bakarak
Kafasını salladı sadece
Minik kedi :)
..
Yine bir gün yuva çıkışında Lina, Armada-park'a gitmek istedi.
Armada-park ise, "bebek Lina" iken Armada alışveriş merkezine verdiği isimdi.
Armada deyince kendisini tek ilgilendirdiği konu haliyle oyun parkı olması çok normaldi :)
Üst katında çocuk oyun merkezi var, top havuzu vs...Çok sever orayı.
Arzu yine geç çıkacağından işten, biraz oyalansın bir şeyler yesin diyerek
ya "Toycu" (yani Ankamall Toys"R"us) ya da Armada Game Center yolları görünmüştü bize.
Neyse gittik ilk uğrak yerimiz (ilk istasyonumuz:) olan Armada-Remzi Kitapevi' ne.
Çocuk kitapları bölümüne benden önce ulaşıp ahşap bankına oturdu.
- Baba gel, baba gel, otuuuuurr ! hadi otur, hadi oturrr :)
Ben oturduktan sonra da kendisi kalkıp "oku bunu baba" diyeceği ya da "bu ne?" diye sorup öğreneceği bir kitap aramaya yeltendi hemen.
Çevrede, ekose pantolonlu ve pardesü astarlı hatta şemsiyesi de ekose desen olan şu marka neydi? İşte o kıyafetli beresini yan takmış ve ayakta arka kapağından kitabı okuyan entellektüel tipli bir bayan,
Saçlarının favorileri yüzünün büyükçe bir kısmını örtecek kadar uzatılmış dağınık saçlı ve pearsing li kadife pantolonlu üniversiteli çiftlerin el ele ingilizce rafından almış kitap karıştırdığı, ilköğretim çağında meraklı kitap kurtçuğunun heyecanlı tavırlarla kitap raflarını bir o yana bir bu yana turlarken kenarda bekleyen yorgun yüzlü, elinde LC Waikiki nylon poşetli, belliki işten çıkmış doğruca buraya gelmiş, kravatı hafif gevşetilmiş bir ebeveyn ve ahşap banka yığılmış bir de "kedi babası", zamanın o dilimini sessiz ve özenle paylaşırken,
Lina,
-Babaaa, bu ne?
diye bağırdı uzaktan, elindeki kitabın her hangi bir sayfasını açıp sessizliğin içinden,
Biraz sıkılarak cevap verdim, haliyle sessizliği bozduğumuzun mahcubiyetiyle;
-Sarı bir kamyon, Lina'cığım.
Lina, gayet şımarık ve emin bir tavırla;
-Aferim baba :)
O ekoseli bayan gözlüğünün üstünden,
Sırtı dönük, dağınık ve bordo saçlı kız ile arkadaşı dönerek bize,
yorgun ve hiç bir şeyin onu o an eğlendirebileceğine ihtimal vermediğiniz ortayaş ebeveyn tebessümle,
Güldüler, gülümsediler ...
Kedi gene yapacağını yapmıştı,
kafaya almıştı beni velet, daha minicikken :)