47

47 mi? ne Kırk Yedi’si diyeceksiniz şimdi?
Bazı rakamlar öğrenilmiş çağrışımlar yapar. Hepimizde de farklıdır sonuçları ama daha önce 47 nin nasıl bir konuyu ya da olguyu hatırlattığını sanıyorum tahmin edemezsiniz.
23 Michael Jordan’ı (özellikle lise yıllarımda NBA ligini hararetli takip edenlerdendim), 10 numara Maradona’yı, 7 numara David Beckham’ı, 33 de sarı formasıyla Moto GP de Valentino Rossi’yi hatırlatmıştır bana.
23 Michael Jordan’ı (özellikle lise yıllarımda NBA ligini hararetli takip edenlerdendim), 10 numara Maradona’yı, 7 numara David Beckham’ı, 33 de sarı formasıyla Moto GP de Valentino Rossi’yi hatırlatmıştır bana.
Bir çoğumuz anımsar, ilkokul çağında 62 den tavşan yapardık,
98 bana hep ilkokul yıllarımı ve “burada” kelimesini hatırlatır sınıf yoklamalarından :)
Ama bunların en acımasızı 9167361 sayısı oldu ezberleyebildiğim okul numaralarımın arasında. Fakülteye girdiğimdeki kayıt numaramdır.
İtiraf edeyim ki hala vatandaşlık numaramı ezberleyemedim. Zaten rakamlarla aram hiç iyi olmadı.
Daha geçtiğimiz ay kodlarını gidip bizzat kendim aldığım duvar kağıtlarının siparişini yazarken yanlış yazmışım, farklı kağıt geldi (sorunu düzeltmek için yaklaşık iki saatim gitti).
Telefon numaralarını da hiç ezberleyemem. Sürekli yazarım çizerim, galiba hafıza tembelliği diyorlar bu vakaya.
…
Lina’nın yuvasında, yönetimden, aynı zamanda yıllarını eğitime vermiş demekle yanlış tanımlamış olmayız, kısa saçlı, esmer ve gülen yüz ifadeli bir hanımefendi var; Hayrunisa Hanım.
Yıllarca bu sektörün içinde bulunmuş, belki binlerle ifade edilebilecek sayıda çocukla haşır neşir olmuş, güler yüzlü hoşsohbet bir büyüğümüz.
Bizim kediciği pek sever, akşamları bazen kediciği beklerken konuşma fırsatımız da olur ayaküstü.
Lina’dan ve insanların çocukluklarından bahsettiğimiz konuşmalardır genellikle bunlar ve çok da akıcı geçer.
Şu an ki yazımı da kendisinin özellikle birkaç kez üzerine basa basa söylemesi üzerine kendime konu ettiğimi belirteyim yeri gelmişken.
98 bana hep ilkokul yıllarımı ve “burada” kelimesini hatırlatır sınıf yoklamalarından :)
Ama bunların en acımasızı 9167361 sayısı oldu ezberleyebildiğim okul numaralarımın arasında. Fakülteye girdiğimdeki kayıt numaramdır.
İtiraf edeyim ki hala vatandaşlık numaramı ezberleyemedim. Zaten rakamlarla aram hiç iyi olmadı.
Daha geçtiğimiz ay kodlarını gidip bizzat kendim aldığım duvar kağıtlarının siparişini yazarken yanlış yazmışım, farklı kağıt geldi (sorunu düzeltmek için yaklaşık iki saatim gitti).
Telefon numaralarını da hiç ezberleyemem. Sürekli yazarım çizerim, galiba hafıza tembelliği diyorlar bu vakaya.
…
Lina’nın yuvasında, yönetimden, aynı zamanda yıllarını eğitime vermiş demekle yanlış tanımlamış olmayız, kısa saçlı, esmer ve gülen yüz ifadeli bir hanımefendi var; Hayrunisa Hanım.
Yıllarca bu sektörün içinde bulunmuş, belki binlerle ifade edilebilecek sayıda çocukla haşır neşir olmuş, güler yüzlü hoşsohbet bir büyüğümüz.
Bizim kediciği pek sever, akşamları bazen kediciği beklerken konuşma fırsatımız da olur ayaküstü.
Lina’dan ve insanların çocukluklarından bahsettiğimiz konuşmalardır genellikle bunlar ve çok da akıcı geçer.
Şu an ki yazımı da kendisinin özellikle birkaç kez üzerine basa basa söylemesi üzerine kendime konu ettiğimi belirteyim yeri gelmişken.
- Mutlaka bir yerlere yazın, kaydedin Lina’nın yaptıklarını. Çok tatlı ve farklı olduğunu size hep söylüyorum. Çok farklı, çok farklı bir karizması ve elektriği var. Mutlaka çok farklı bir kariyere sahip olacağını biliyorum. Lütfen bu söylediklerimi unutmayın :)
Verdiği örnekler de çok ilginçtir. Düşünsenize 3-4 yaşlardaki halini hatırlayıp daha sonra çocoğunu tekrar aynı yuvaya getiren 6-7 tane veli varmış şu anda yuvada. Biriyle de bizzat tanıştırmıştı.
Tonton dede derler ya, aynen onlardan bir büyükbaba, torununu almaya gelmişti ben Kediciği beklerken.
Verdiği örnekler de çok ilginçtir. Düşünsenize 3-4 yaşlardaki halini hatırlayıp daha sonra çocoğunu tekrar aynı yuvaya getiren 6-7 tane veli varmış şu anda yuvada. Biriyle de bizzat tanıştırmıştı.
Tonton dede derler ya, aynen onlardan bir büyükbaba, torununu almaya gelmişti ben Kediciği beklerken.
- 33 yıl önce de bunun babasını getirirdim böyle elinden tutup buraya :)
Diyerek elinden tuttuğu minik veleti gösterdi gülümsüyerek.
İlginç bir sahneydi benim için.
Büyüklerin küçücük halleri…Bana çok heyecanlandırıcı gelmişti. Keza Hayrunisa Hanım da aynı yorumu yapmıştı; bir çocuğun yetişkinliğinde ki profiline dair çok fazla ip uçları barındırdığını, bunu çok rahat algıladığını (tabi hemen ekledi, insanın hayatında çok mühim dönemeçlerinin olabileceği gerçeğini ve bu gerçeklerin breyi fazlaca etkileyip şekillendirebileceğini unutmamanın gerektiğini) ifade etmişti.
Elbette yaşam sürecindeki bazı olaylar, fertlerin kişiliklerini belli ölçülerde etkilese de, hayata karşı temel duruş ve karakteristiğinin global şablonunu ve bu formal yapıyı da çocukluğundaki ilgileri, eğilimleri, yetenekleri ve kendi topluluğundaki halleri çok fazlaca belirliyor.
Genlerdeki gerçekleri de unutmamak gerek, bazen kabullenmek istemesek de…
Alev Hanım (Lina’nın dört aylıkdan sonraki pediatristi) da bebek Lina için bizim dikkatimizi çokça çekmişti. Geceleri bazen yirmi kez uyanan ve Arzuyu uykusuz bırakan kediciğimizi şikayet ettğimizde ki savı da, yukarıda bahsettiğimizle örtüşür nitelikteydi.
Bizim Lina’yı böyle kabullenmemiz gerektiğini ve rahat bir çocuk olacağı konusunda da (hani derler ya 6 aydan sonra, iki yaşından sonra vs… daha rahat edeceksiniz diye ) fazlaca da rahatlama anlamında ümitlenmemeizi hep tekrarladı :)
İlginç bir sahneydi benim için.
Büyüklerin küçücük halleri…Bana çok heyecanlandırıcı gelmişti. Keza Hayrunisa Hanım da aynı yorumu yapmıştı; bir çocuğun yetişkinliğinde ki profiline dair çok fazla ip uçları barındırdığını, bunu çok rahat algıladığını (tabi hemen ekledi, insanın hayatında çok mühim dönemeçlerinin olabileceği gerçeğini ve bu gerçeklerin breyi fazlaca etkileyip şekillendirebileceğini unutmamanın gerektiğini) ifade etmişti.
Elbette yaşam sürecindeki bazı olaylar, fertlerin kişiliklerini belli ölçülerde etkilese de, hayata karşı temel duruş ve karakteristiğinin global şablonunu ve bu formal yapıyı da çocukluğundaki ilgileri, eğilimleri, yetenekleri ve kendi topluluğundaki halleri çok fazlaca belirliyor.
Genlerdeki gerçekleri de unutmamak gerek, bazen kabullenmek istemesek de…
Alev Hanım (Lina’nın dört aylıkdan sonraki pediatristi) da bebek Lina için bizim dikkatimizi çokça çekmişti. Geceleri bazen yirmi kez uyanan ve Arzuyu uykusuz bırakan kediciğimizi şikayet ettğimizde ki savı da, yukarıda bahsettiğimizle örtüşür nitelikteydi.
Bizim Lina’yı böyle kabullenmemiz gerektiğini ve rahat bir çocuk olacağı konusunda da (hani derler ya 6 aydan sonra, iki yaşından sonra vs… daha rahat edeceksiniz diye ) fazlaca da rahatlama anlamında ümitlenmemeizi hep tekrarladı :)
Lina’da cidden ilginç bir bebekti. 4 aylık iken hatırlıyorum, iki eliyle çamaşır kurutmaya yarayan şu metal gereç vardır ya açılıp kapanabilen, balkonların vazgeçilmez kalabalığı, hep eğilir kırılırya :) Evet evet işte o…
Yanımıza oturtmuşuz, fark ettik ki tutmuş metalinden iki elleriyle, suratında garip bir mücadele-zorlanma ifadesi ile vücudunu yukarı çekiyor, nerdeyse ayakları üzerinde duracak :)
Yanımıza oturtmuşuz, fark ettik ki tutmuş metalinden iki elleriyle, suratında garip bir mücadele-zorlanma ifadesi ile vücudunu yukarı çekiyor, nerdeyse ayakları üzerinde duracak :)
O dönemde fazla garip gelmemişti de çok sonra altı aylık bir bebekle karşılaştığımda ancak idrak edebilmiştim mevzuyu :)
Hiç unutmuyorum, botanik parkta çimlerle oynuyor bizimki. Arzu, sanıyorum bir işini hallediyor olsa gerek ki biz de oyalanıyoruz işte öylesine. Bizimki henüz on aylık. Ayakkabılarını giydirmişiz, kumlarla çakıllarla haşır-neşir durumda. Bir de yüz ifadesi var ki sormayın, kaşlar çatılmış, biraz ağır bir taş kaldırıyorsa dil dişarda :P
Az öteden bir bebek getirdiler, erkek. Annesiydi getiren. Sanıyorum yanımıza gelmek istedi ki onlarda kucaklayıp hop koydular Lina’nın yanına.
Fazlaca oynamasalar da yanlarından uzaklaşırken, annesi;
Az öteden bir bebek getirdiler, erkek. Annesiydi getiren. Sanıyorum yanımıza gelmek istedi ki onlarda kucaklayıp hop koydular Lina’nın yanına.
Fazlaca oynamasalar da yanlarından uzaklaşırken, annesi;
-Kaç yaşında sizinkisi?
Diye bir soru yöneltti.
-10 aylık
Dedim.
-hımm gerçekten mi?
Dedi.
Onlarınki bir buçuk yaşındaymış ve henüz ayakkabı alma gereği duymamışlar. Zaten bebek yüzü de çok şirindi çocuğun. Bebekti işte, uslu bir bebek.
Diye bir soru yöneltti.
-10 aylık
Dedim.
-hımm gerçekten mi?
Dedi.
Onlarınki bir buçuk yaşındaymış ve henüz ayakkabı alma gereği duymamışlar. Zaten bebek yüzü de çok şirindi çocuğun. Bebekti işte, uslu bir bebek.
Lina’ nın ifadeleri de hiç bebek gibi değildi zaten.
Ama o cocuğun bebek halini hiç unutmadım (galiba biz fazlaca kanıksamışız demek ki Kedinin hallerini)
Geze geze süklüm püklüm uzaklaşmıştık…
Farkında mısınız, konu çok dağıldı ve siz de sormadınız şu 47 nin ne anlama geldiğini.
Kedi’nin İngilizce öğretmeni aramış yuvadan Arzu’yu.
Bu güne kadar 50 kelime öğretmişler (yaklaşık bir yılda) ve hafiften bir sınav yapmış Mss Teacher.
Kedi 47 tane İngilizce kelimeyi hatırlamış. Bizim dikkatimizi çekmek adına Hayrunisa Hanım’la birlikte bilgi mahiyetinde konudan haberdar etmişler.
Ama o cocuğun bebek halini hiç unutmadım (galiba biz fazlaca kanıksamışız demek ki Kedinin hallerini)
Geze geze süklüm püklüm uzaklaşmıştık…
Farkında mısınız, konu çok dağıldı ve siz de sormadınız şu 47 nin ne anlama geldiğini.
Kedi’nin İngilizce öğretmeni aramış yuvadan Arzu’yu.
Bu güne kadar 50 kelime öğretmişler (yaklaşık bir yılda) ve hafiften bir sınav yapmış Mss Teacher.
Kedi 47 tane İngilizce kelimeyi hatırlamış. Bizim dikkatimizi çekmek adına Hayrunisa Hanım’la birlikte bilgi mahiyetinde konudan haberdar etmişler.
Bana çekmediği(benzemediği) kesin de :)
Müzik öğretmeni de bahsetmiş, çok iyi müzik kulağı olduğundan. Ritim duygusu cidden fark edilesi. Arabada radyodan gelen ilk bir kaç notadan şarkıyı bilebiliyor iki buçuk yaşından beri.
Müzik öğretmeni de bahsetmiş, çok iyi müzik kulağı olduğundan. Ritim duygusu cidden fark edilesi. Arabada radyodan gelen ilk bir kaç notadan şarkıyı bilebiliyor iki buçuk yaşından beri.
Şu ana kadar Sezen Aksu ve James Blunt'ı hiç sektirmedi :) Valla
Bak bu yönü de bana benzemiyor…
Aşkım seni çok seviyoruz.
Bak bu yönü de bana benzemiyor…
Aşkım seni çok seviyoruz.

3 Comments:
Hemde çoooooooook seviyoruz. :))
İyiki varsın,iyiki yanımızdasın dönen etekçi prensesimm.
Annen
(Ne güzel bişeymiş annen diye yazmak..)
Bu arada umarım yazacağım bende Apocum bendeki anıları... :))
:)masallah yaa..ne kadar keyifle okudum bir kac aninizi..
tesekkur ederim paylasiminiz icin..
Biz teşekkür ederiz uğradığınız için :)
Post a Comment
<< Home