Friday, June 01, 2007

KEŞKELER


Ben geldiiiimm,

Zaman acımasızca akmaya devam ederken,
Biz yine hayatın köşe kapmaca oyunun telaşeci aktörleri, soluk soluğa …
Dank etmedikçe başımıza olağandışı bir vukuu, farkına varamıyoruz ne vahim bir süratle döndüğünü dünyanın…
Çocukluğumdan beri düşünürüm, bu günkü yaşadıklarımı bir kez daha asla yaşayamayacağımı...
Sanki uzayıp giden rayların üzerinde, geri vitesi olmayan, kıvrıla kıvrıla yok olan bir trenin ardından bakmak ya da
o trenin camından geriye doğru dalmak gibi.


Bu gün iş çıkışında bir programım vardı. Kediciği yuvasından Arzu’yla alıp, daha sonra Annesi ile eve birlikte gideceklerdi. Beni de oradan bir arkadaşım alıp devam edecektik.
Evet plan aynen de böyle oldu.
İşimizi hallettikten sonra arkadaşım eve bıraktı.
Şimdi buraya kadar ne bir aksiyon ne de bir gariplik var öyle değil mi?
Anlatmış olmak da anlamsız gelmiş olabilir size.

Zaten son birkaç yazıyı da yazarken biraz bencil davrandığımı da düşünebilirsiniz. Eee ne diyeyim haklı da olabilirsiniz ama, spontane gelişen bir süreç olduğundan salıyorum kelimeleri kaygısızca, onlar da biraz bana çalışmış olabilirler, sadakattendir diyelim :) öyle ya…

Neyse Apartmanın dış kapısına geldiğimde ev anahtarlarının arabada olduğunu bildiğimden kapımızın ziline basma gereği duydum, tıpkı Lina’nın henüz bebeklikten çocukluğa terfi etmediği döneminde, Arzu’nun henüz çalışmaya başlamadan Kediyle evde geçirdiği günlerdeki gibi…

Yaklaşık 10-15 saniye rutin bekleme süresinden sonra ( ki büyük ihtimalle Arzu Kedi’yle oynadığından o nu ya sağlama alıp oturtuyordur ya da bebek odasından antreye yavaş adımlarla geçen takribi süresi kadar) sonunda “zzzztt” diye iç gıcıklayıcı bir tonla kapı açılış otomat sesiyle kapı açıldı,
Dedim ya tıpkı Lina bebekken benim işten eve gelmemi beklediği günlerdeki gibi…

Tuhaf bir ruh hali biraz da geçmişi düşünerek adımladım merdivenleri...
Birinci ve ikinci katı geçene kadar her şey normaldi, ya da ben normaldim diyelim.
Son sahanlığı da tırmandığımda hala bizim kapı kapalıydı ?
Oysa bizim kapı açılır, son düzlüğü döndüğümde bir yavru kedi kıvırcık saçlarıyla kapı aralığından kafasını uzatmış “ babaaaa” diye çığlık atar ve her defasında birkaç adım kala kavuşmaya,
Çıplak ayakla (ya da çoraplı) apartman koridoruna basmanın tereddütünü yaşayan çekimser bir ataklıkla bir iki minik adımla kucağıma atlardı.

Bekledim biraz kapıda 15-20 saniye kadar ama bizimkinden tık yok. Uzandım zile ve belki açar ümidiyle kapımı; yine eskisi gibi…
Pıt pıt koşan adımların sesi gelmedi kapıya, hatta “ben açacağımmm” diye bir çığlık da duymadım.
Kapıyı açan Arzu’ydu.
“Kediii, ben geldiiiim” diye seslendim, ne bileyim yüzsüzceydi benimkisi beklide :)

Oohhhh, kedi salondaki yeşil kanepemize uzanmış sırtüstü, değil baba dünya umurunda değil. Hatta ayaklarını da kaldırmış yaslanma fondunun üstüne, 270 dereceden baby tv seyrediyor…
İyi ki kapıda saf saf Lina gelir de kapıyı açar diye bekleyeceğim tutmamış.
Beklermişiz anlayacağınız :)

Ama olsun, keyfi yerindeydi. En azından hasta değil ve çamurluk yapsam gevrek gevrek gülebilecekti. Televizyonun önüne geçsem kızacak bu da hoşuma gidecek, ben ona dil çıkaracağım o yüzünü gözünü kaydıracak yemeğe kadar didişebilecektik.

Şimdi bunları yapıyoruz, bu gün yaptıklarımızı yarın yapabilmek meçhul. Daha sonraki günlerde bu yaptıklarımızı da özleyeceğimiz de aşikar (tecrübeyle sabit :))

Diyeceğim o ki, yaşadığımız günün tadını çıkaralım, alabildiğince yaşayalım. Yarın farklı bir gün olacak ve yaşadığımız sürece farklı olmaya da devam edecek….

3 Comments:

Blogger ABİ said...

merhaba..
bizim de sizinki gibi tatlı bi Lina'mız var.. Bloğunuzu tesadüf gördüm..
burada onunla ilgili bişey görebilirsiniz sizde
Bizim Lina'dan sizin Lina'ya sevgiler..

1:42 AM  
Blogger Seda said...

süper şeker bir resim...güzel bir blog fikri ayrıca.

11:57 PM  
Blogger lina said...

:) Çok teşekkürler ziyaretiniz için.

Ayrıca sizin Lina'da pek şeker ve yetenekliymiş :)

Sevgilerimle :)

6:35 AM  

Post a Comment

<< Home